Uzun Zamandır…

wordpress sayfamızı uzun zamandır güncelleyemiyoruz. Fakat farklı mecralarda yazılarımız yayınlanmaya devam ediyor. Kitap çalışmalarına ağırlık verdiğimiz için ve gündelik işlerin yoğunluğu nedeniyle burayı aksatıyoruz.

ilk kitabımız Kentle Kavga, İzdiham Yayınları’ndan çıktı. Ulaşmak isteyenler:

https://www.kitapyurdu.com/kitap/kentle-kavga-amp-mustafa-kutlu-oykuculugunde-mekan/444372.html

İkinci kitabımız 2018 yılı içerisinde yayınlanacak inşallah.

2019 yılı içinde de 2 kitap daha öngörüyoruz nasip olursa.

 

Kitap eleştirilerimiz için http://www.kitaphaber.com.tr/

Deneme, ara ara şiir yazıları için: http://www.edebifikir.com/

Diğer yazı vs için de muhtelif dergileri takip edebilirsiniz.

 

Sormam gereken bir konu var diyorsanız da mail adresim:

bilalcan7250@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.

 

sevgiler.

 

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Mecazdan Gemiler Yaktım

Bir yol beliriyor önümüzde ben diyorum ki bu yol bizi acıtacak, göğsümüzde kara bir kan pıhtısı gibi duracak. Lekelenecek resimlerimiz. Geçtiğimiz yollar, söylediğimiz şarkılar, okuduğumuz şiirler. Bir yol beliriyor önümüzde ben diyorum ki mengeneler arasında kalbim. Sıkışıyor cümleler, sözler, işaretler. Mecazdan sözleri yaktım, kendimi en çok gördüğüm resmine attım.

Saklamıyorum. Kendimi kayıp bir roman gibi hissediyorum. Kayıp. Kayıp kelimesi bir cümlede en hüzünlü duran kelimedir hem. Öyleyim. Uyandığım sabaha bakıyorum, ardımda resimlere sığamayacak bir sürü şey. O kadar karışığım yani. Ellerim diyorum, neden bu kadar çizgili. Yaralanmış sayfaları sanki ben açmışım, yaslanacak bir yer arıyorum sadece.

Sokaklar çizgili film. Ellerimden geçiyor yine soğuk. Soğuk kemiriyorum. Uzağıma düşmek isteyen bir benle yakından yanan bir benin uzlaşımını istiyorum. Kendimi kendimden bekletmekten midir serzenişim. Bilmiyorum.
Okumaya devam et

bilal can, deneme içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çile Şiiri ve Şair Rikkati

Bugün Çile şiiri, Çile şairi dendiğinde akla gelen ilk isim Necip Fazıl Kısakürek’tir. Yazdığı eserler, söylediği sözlerle, savunduğu düşüncelerle bir döneme damgasını vuran Necip Fazıl bu gün bile hala şiirleri ile insanlığa seslenmeye devam etmektedir. Şiirlerindeki eskimezlik, söyleyişindeki kalıcılık, ince işçilik onun büyük şairler arasında olduğunun göstergesidir.

Bazı şairler şiiri yazarken bazı şairler ise şiiri yaşar. Bu iki gurup arasında derin uçurumlar söz konusudur. Şiiri yazan ile şiiri yazan arasındaki fark büyük ölçüde ileriye, yani geleceğe seslenme bakımından farklılık göstermektedir. Necip Fazıl da şiiri yazan değil şiiri yaşayandır. Çünkü şiir onda çok farklı anlamlara gelen, bir hayat biçimi, bir direniş hali, bir hayatı anlamadır. Onun da dediği gibi “şiir mutlak hakikati arama işidir”.
Okumaya devam et

bilal can, makale, poetik içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aynadan geçen tren

Aynaları küstürdüm bunda senin suçun yok. Uykuma trenler girdiğinden beri kendimi huzursuz bir karınca gibi hissediyorum. Bu yüzden sündüm sürgülü kapıların tüm gıcırtıları beynimde yankılanıyor.

Büyük aynalar. Kocaman, devasa aynalar. Aynalara peşinen saldırdım. Peşinen gülümsedim. Kendime uzak bir iklimi ben seçmedim, ellerimi bağlayan tüm urganları yağlayıp boynuma götürmedim, isyansa isyan dedim oysaki menekşeler kuruyordu. Bu kelimelerden birine bağlaçlar adamalıydım. Evet bağlaçlar. Bağlaçlar aklımdaki tüm yargıları, nesneleri, özneleri bağlayabilir miydi ki. Ben tercihimi senden yana kullandım. Sen dedim bağlandım. Sen deyince dünya bayındır bir hale geldi. Kendime senden şarkılar, senden limanlar, senden gökler edindim. Sen dedim üzerime örttüm. Gece gibiydin tüm çığlıklarımı sakladığımı duymadın bile, sen dedim çığlıklarım baharı bekleyen karlı yanım eridi. O zaman cinnet mustatilerini kendimde çarpacağım. İsterse vagonsuz trenler girsin rüyama.
Okumaya devam et

bilal can, deneme içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Nego ac hernego!

Ve biz onları suçlular gibi büyük korku ve dehşetle mi düşüneceğiz? Nego ac hernego! (hayır derim, kesinlikle hayır)
[Schopenhauer]

Kendimizden geçerek bakıyoruz ve söylüyoruz. Kendimizden büyük bir yanlışı silerek doğruya ulaşmak için cesaret bileyliyoruz. Kendimizden kendimizi geçirip kendimizden uzaklaşarak, bunu da göze alarak söylemeye devam ediyoruz. Burası büyük bir yanılgı taşıyor. Yanılmayı seviyoruz. Kendimize en çok hangi yanılgının iyi durduğuna dair kanaatler biriktiriyoruz. Yanılıyoruz dostum. Doğan güneş sadece doğmaz o ayrıca batar da.
Okumaya devam et

bilal can, deneme içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

”biz böyle eğilmezdik, çocuklar olmasaydı’’


Çocukları müsamere ve etkinliklerde kalıplaşmış şiirlerden kurtarıp yeni şiirlerle bir nevi edebiyata hayat aşılayan yeni bir deyiş ve yeni bir söyleyiş ile hayat bulduran şair olarak geçer kayıtlarda. Hayatı hakkında detaylı bilgi mevcuttur. Kısaca şöyle yaşamıştır:

16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğmuştur. 1923’de Beşiktaş Cevri Usta Okulu’nu, 1927’de mezun olarak Kastamonu Lisesi’nde ortaöğrenimi okumuştur, bu arada hastalanmış ve bir müddet okula ara vermiştir. Daha sonra 1931 yılında Kabataş Lisesi’nde, orta ikinci sınıftan yeniden başladı ve 1936’da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu. Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenimine Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde devam etti. Okulu bitirdikten sonra Kars Lise’sine öğretmen olarak atandı. Kısa bir süre burada görev yaptıktan sonra Zonguldak Çelikel Lise’sine atanmıştır.
Okumaya devam et

bilal can, makale içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kaçan Balığın Büyüklüğü

bb

Aklımızda bir sayı tutuyoruz. Oyun bozuluyor. Biz aklımızdaki sayıların hangi oyunları bozduğuna dair fikirler üretirken ninniler söylemeye çalışıyoruz uyuyan zihinlere. Uyuyan zihinler kaçan balığın hep büyük balık olduğunu zannediyor. Oysa ellerindeki balığın o kaçan balıktan daha büyük olduğunu görmüyorlar.

Aklımızdaki sayılar bizim kaç defa yenildiğimizin rakamlaşmış ifadeleridir. Şöyle bir şey var; insanın en çok yalan söylediği şey rakamlar üzerindedir. Kimse kalkıp da bunun hesabını yapmaya yeltenemez. En basitinden; biz geçen sene 3 defa yenilmiştik. Bu sene de 2 defa yenildik. Her sabah farklı bir şekilde yenilmeye hazırız ama kaç defa yenildiğimizin hesabını tam olarak çıkartamıyoruz. Ortalama bir hesapla bunu yüzdelik dilime vurursak % 10’a yakın bir yenilme olur ki bu da güne bölünürse şu kadar eder. Şimdi işte bu çözümlemenin sağlamasını yapmak için tam kollarımızı sıvamışken aklımızın ne söylediğine dair acaip düşüncelere dalıyoruz. Oysa bu dalışımız bizi meselenin ana yolundan sapmamıza neden oluyor.
Okumaya devam et

bilal can, deneme içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Devrik cümlelerin onurlu direnişi

b

Biz diyorum. Geçmişten gelen bir yankının ardına düşmüş bin hevesle. Geçmiş çünkü en belirgin yanımızda tarihin dipsiz kuyusu gibi kokandır. Ellerimizle yoklarız onu. Ellerimiz şimdi üşümüş bir tedirginlik yaşar. Bir sigara bir çay boşluğunda. Ellerimiz üşümüşse bundan muaf tutamayız sözümüzü. Ellerimize hohlayarak bir şarkı kondururuz. Şarkı önemlidir. Önemlidir çünkü nefesimizdeki buğuya anlamlar katar.
Okumaya devam et

bilal can, deneme içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Elektronik sözler yazamam ben

çömelik
Bülent Parlak İzdiham Dergisinin Baş Amelesi. Sırtlayıcısı. Editörü. Dergi Editörlüğü bir nevi ameleliktir. Bütün işleri peşinden koşulur. Zor bir iştir. Ama gönül işidir de. Heyecanlıdır. Her yeni sayı hazırlığı sıkıntılıdır. Koşturmacalıdır. Ama çıktığında bir çocuk gibi sevilir.

Bülent Parlak bir şair. Şair Yanında yazarlığı da taşıyan aykırı, deli dolu ve yakışıklı biri. Kendisinin hep çok iyi sigara içtiğini söyler. İyi bir öğretmen olduğu da kesin. İyi bir şiir okuyucusu, acımasız bir tenkitçi. Onu tanıyanlar bu deli dolu, bu gücünü nerden aldığını hep merak etmiştir.

İlk kitabının çıkmasını beklediğimiz Bülent Parlak ile röportajımızı yayınlıyoruz.

1-Bülent parlak ismini kısaltarak yazdığımızda BP diye bir şey çıkıyor. Nedir Bp ve kimdir. Küçükken o da bacaklarını ve kollarını açarak kapının pervazına tırmanır mıydı?

Üniversitede iken “Eğitim Bilimleri” dersine giren hocamız tek tek kim olduğumuzu soruyordu. Sıra bana geldiğinde “Sorduğunuz soruyu çok anlamsız buldum” demiştim. Çok anlamsızdı çünkü kim olduğumuzu anlamak için “Kimsiniz?” diye sorulmaz. Pılınızı pırtınızı toplar ya yanıma gelirsiniz, ya da beni evinize üç yıllığına misafirliğe çağırırsınız. Birini tanımak için o kişinin esrarını çözmeniz gerek. Bir soruyla bu esrar çözülseydi ben bir köşede bekler, gelene geçene “Kimsiniz” diye sorar, canımı sıkan bunca şeye bir çözüm bulmuş olurdum.
Okumaya devam et

bilal can, röportaj içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Marksizm buysa ben Marksist değilem.

KARL HEİNRİCH MARX
5 Mayıs 1818–14 Mart 1883

Marksizm buysa ben Marksist değilem.

Doğduğunda ona Marx denildi. Ne sebeple bu isim verildi bilinmez ama bu isimle çok tanındı. Almanya sınırları içinde olduğu için de bir alamandır. Tam mı yarım mı bilinmez ama Yahudi kökenli olduğunu söylüyor yazılanlar. Zaten yahudilerin de çok çocuk yaptığı aşikâr Marx da yedi kardeş olarak hayatını sürdürmüştür.

Okul yokluğundan mı yoksa kişisel bir tercih mi bilemem ama 13 yaşına kadar evde eğitim almıştır. Daha sonra aşama aşama olarak değişik okullarda okumuştur. Onun için de o sıralar okul yılları düz mü giderdi bilmiyorum. Düz gitmese de çocukların bayram ettiğini yazabiliriz. Çünkü sekiz yıllık kesintisiz eğitim yoktu. Trier Gymnasium’dan mezun olduktan sonra hukuk okumak için babasının yardımıyla Berlin’deki Friedrich-Wilhelms Üniversitesi’ne yollandı. Öğrenim ve gelişim diyebileceğimiz bu zamanı nasıl değerlendirdiğini ise düşüncelerinden ve duruşundan anlayabiliriz.

Filozof, politik ekonomist, sosyolog, antropolog, devrimci ve katışıksız komünisttir. Alamanların arasında ise ‘’ en iyi alçak’’ olarak bilinir kılmıştır kendini.
Okumaya devam et

bilal can, makale içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın