Ateşte Yıkanmış Atlar-Adem Turan

Yazan: Bilal Can
Yazı Kaynağı: Habertaraf.com

Çöl bize deniz gibi geliyorsa ve bu çölün içinde yürüyen adımlar bir dalgayı andırıyorsa o zaman şaire söyleyecek çok söz bırakıyoruz biz bu resimde. Şair bu resimleri tuvaline yansıtırken içimize hecelerin en sivrisini çakarak yolumuza cümleler adamak kadar maharetlidir. Bu mahir elin altında sayfalar birer gün gibi anılar defterinde yer alırken; o anıları derecek biz de çok anı vardır. Şairin kalemini sayfaya değdirmesi demek, bizim kalbimize bir susuzluğun inmesi demektir.

Çöl bir leyladır her daim. Her daim onunla mecnun oluruz. Ellerimizde ve gözlerimizde geçtiğimiz sokakların adresi olmadan yürüdüğümüz ve baktığımız her durak bir mısranın en acılı damarıdır. Biz işte o damardan ağlarız. O damara dokunan şairi kutsarız. En çürük yanımızdan en deli ırmakları çoşturan kalemin hünerine diyecek sözümüz bir suskunluktur olsa olsa.

”Dinle: ekmekle suyun bir mekanı vardır, zeytinin de!
Dinle: göğsümdeki siyah taşı bir nedeni vardır, örümceğin de!”

Çöl kutsal neşidelerini söylerken kulaklarımıza. Biz kutsanmış nimetlerin başında onları sayıklayıp durduk. ”vet’turi vez’zeytuni” Tur dağına ve zeytine. Kutsanmış zamanın bir diliminde ellerimizde Tur’dan br söz zeytinden birkaç tanecikle gönlümüzü bağladık aşkın kavislenen şafaklarına dilimize boşanan bir yağmur vardı rahmetin kucağından biz o rahmetin kucağından ocaklarımıza bereketi götürdük. Bir somun ekmeğe sığdıracağımız uzun süreli düşlerimizle birlikte ümit ile umut belirtecinde gözlerimize değen sabahları ayırdık.

Uyandığımızda gözlerimizi toprakla ovuşturduk. Gözlerimize değen toprak bizim kardeşimizdir. Ve sonra ” sonra and içip gidelim” diyen şaire ”Ateşte Yıkanmış Atlar” mimledik. O atlar ki geçtikleri yerleri ateş gibi yakan hızlarında ve yelelerinden akan rüzgarla bize korkunun değil gücün ve asilliğin özünü aşılar.

Bildiğimiz sözler kulağımızda bir nakarat ile durur: ” köprüler dar, ölümse yakındır her zaman”. Ölüm yakınlığını ve gelecek olduğunu kulağımızda bekletirken yüreğimize bıraktığı izleri bir şiire değdirdik. O şiir ki bir seğiren çizgi gibiydi:

”Ey şiir, ey yalnızlıklar iksiri!
Ele verir mi beni, başımdaki duman
Omuzumdaki kuşlar
Ve yüzümün seğiren çizgileri!”

Bizler ölüm ve hayatın gerçekleriyiz. Ölüm bizde belirgin bir şiir gibi durur. Hayat ise bir toplamın yekünü gibi, kesirli bir sayı gibi payı paydasından ağır geliyor.

”Bizler ki okşayabilmek için
Yumuşacık ellerini hayatın
Sabırla süzülüp imbiklerden
Açılırız yapılmış eleklerle…”

Bütün yapılanları aşkla izleriz. Damarlarımızda gezinen, seyiren bir aşkın, bir huri gülümsemesinin bıraktığı izlerle yol alırız.

”Aşk, yanmaktır haziranda
Yürümek ve yürümektir belalara
Aşk, ölümü tene düşürmek
Tine dehşeti, kül gibi
İçi kızıl gül gibi
Sevgilinin evinde”

Bütün bunların üstüne bir de duamız olmaylıydı. Tüm her şey için. İçimizde yankılanan bir çığlık gibi. Ellerimizi açtığımız ve o niyazı kana kana yüreğimizle duyurmaya çalıştığımız.

”Eğil bak: bu coğrafya bizim!
Dinle türküsünü çölün: ruhunu doyur!”

şubat 2010

Adem Turan
Ateşte Yıkanmış Atlar
Ebabil Yayınları

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s