Gazete Yazıları – Karl Marx

Yazan: Bilal Can
Yazı: Kaynağı: okudumyazdim.net

Eserleri insanlar arasında büyük tartışmalara yol açan Karl Marx hem siyaset felsefecisi hem sosyolog olarak önemli bir yere sahiptir. Bu güne kadar pek bilinmeyen gazete yazıları Sel Yayıncılık ile okuyucuyla buluştu.

Karl Marx Das Kapitalı yazmaya başlamadan önce bir çok yazı yazmıştır. Bu yazıları insanları etkilemiş büyük kitleleri harekete geçirmiştir. Özellikle Engels ile birlikte kaleme aldığı komünist partinin manifestosu hala bile okunurluğu yüksek kitapları arasındadır.

Hakkında en çok yazı yazılan insanlar biridir Karl Marx. Ele aldığı, işlediği düşünceleri hala bile zaman zaman tartışmalara sebep vermektedir. 1818 yılında Almanya’da Yahudilikten Hıristiyanlığa geçmiş bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Bonn’da ve Berlin’de hukuk ve felsefe bölümlerini okudu. Özellikle düşüncelerinden etkilendiği ve büyük savunuculardan olduğu Hegel onun düşünce dünyasına yön vermede önemlidir. Radikal ve aykırı fikirleri yüzünden okuldan atıldıktan sonra gazetede işe başladı. Özellikle Asya ülkeleri hakkında kaleme aldığı yazıları dikkatleri çekti.

Gazete Yazıları Karl Marx’ın New York Tribune için yazdığı yazılardan oluşmaktadır. 6 konu başlığında:

Çin

Avrupa’da Savaş Devrim ve Karşı-Devrim

Britanya’da Siyaset ve Toplum

Ekonomi ve Finans

Hindistan ve Emperyalizm

Amerika ve Kölelik

Başlıkları altında 30 makalesi bulunmaktadır. Yazdıkları daha sonra Kapital’in temelini oluşturacaktır. Özellikle ekonomi üzerine değerlendirmeleri, ülkelerin siyasi çözümlemeleri ve sosyal olayların etkileri üzerine kaleme aldığı yazıları dikkat çekici.

Karl Marx toplumları iki yapıya göre açıklar alt ve üst yapı olmak.

ı. Alt yapı: ekonomi ve üretim sistemidir

ıı. Üst yapı: siyaseti, dini, ideoloji, felsefeyi kapsar. Asıl yapı alt yapıdır ona göre. O olmadan üst yapı şekillenmez.

Her üst yapı alt yapının doğrudan doğruya değerlendirmesinin ürünüdür. Marx’ın üzerinde durduğu en büyük kavram ekonomidir. Ona göre ”ekonomik ilişkiler ağı her şeyi etkileyen faktördür”. Düşüncesinin temeline oturttuğu yöntem onu daha sonra bu isimle anılmasına neden olacaktır. Çözümlemelerini diyalektik yönteme göre yapması onu bu yöntemin önemli temsilcilerden yapacaktır.

Yunan Ayaklanması

Yunan Ayaklanması başlığında 29 Mart 1854 tarihli yazısında bu ayaklanmanın çözümlemesini yaparken Osmanlı Devleti hakkındaki fikirlerini de bu yazıda belirtmiştir.

“Batılı güçlerin asıl hedefinin, Hıristiyan dinini Türkiye’deki Müslümanlıkla eşit haklara sahip bir duruma getirmek olduğudur. Şimdi bu, ya hiçbir anlam taşımıyor ya da iki dinden herhangi birini esas almadan ve din gözetmeksizin, hem Müslüman hem Hıristiyanlara siyasi ve medeni hakların verilmesi anlamını taşıyor. Başka bir deyişle, devletle kilisenin, dinle siyasetin birbirinden tamamen ayrılması anlamını taşıyor. Ama Türk devleti, bütün Doğu devletleri gibi, devletle dinin, siyasetle inancın birbirine çok iç içe bağlılığı, hatta bunların birbirleriyle özdeşliği üzerine kuruludur. Bu imparatorluk ve onun egemenleri için hem imanın hem de yasaların kaynağı Kuran’dır. İmanlıyla gavuru, Müslüman’la Reaya’yı Kuran’ın önünde eşit kılmak nasıl mümkün olabilir! Böyle bir şey yapmak aslında Kuran’ı atıp yerine yeni bir sivil yasa koymak, başka bir deyişle, Türk toplumunun yapısını yıkıp, bunun yıkıntılarından yeni bir düzen kurmak gerekir” (sayfa 48)

Batı Medeniyetinin dayatmayla Türk Toplumuna empoze etmeye çalıştığı Laiklik kavramının aslında o dönemde imkanının olmadığını, bunu yapmak için ise O toplumu yıkıp yeniden kurmak kadar zor olduğun belirtmiştir.

“Osmanlı İmparatorluğunda, Türklerin Doğuya has anlayışı uyarınca, Bizans teokrasisinin kendisini geliştirmesine öylesine bir izin verilmiştir ki, bir cemaatin papazı aynı zamanda yargıcı, belediye başkanı, öğretmeni, vasiyetname uygulayıcısı, vergi tayin edicisi, sivil yaşamın her işiyle ilgilenen kahyası, hizmetkarı değil patronudur. Bu konuda Türklere yapılacak asıl suçlama, Hıristiyan din adamlarının ayrıcalıklarının kısıtlanması değil, tam tersine, yöntemleriyle kilisenin bu her şeyi kuşatan baskıcı vesayetinin, denetiminin ve müdahalesinin tüm toplumsal varlık alanını zaptetmesine izin vermeleridir.” (sayfa 49)k

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı sosyoloji kitaplığı içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s