Bir çocuğun uyanışı


‘’Genç bir adamdım
Tren uğurlardım’’

Düşümde koşan atların nefesi buğulandırır izlediğim gökyüzünü. Gök bir yüzün çocuk resmini ve aşk halini yayarken ortaya ellerimde saklı mektupların yanık izleri. Yanık bir şarkıdan söylemişim istiharesiz. Ezilmiş üzüm tanesi. Dilimde ayet ayet yayılır gece. Şerha şerha cümleleri kime yaksam. Ellerim üzülmüş bir üzüm tanesi. Parmaklarımdan çizerim gölgesini.

‘’Parklarım vardı akşamları
Kapatırdım
Saati vurunca trenlerin beklenip gelmiyenlerin’’

Uzamış bir isim oldum. Beklenmişliğin hasret yumaklı zamanlarında. Trenler ve teyyareler hep izlek bir resim gibi duvarımda belirdi. Aldanma şair sözü elbet yalansa doğruyu çıkaran şairlerin aldanmışlığını hangi kinayeli gün yangın. Yangın orta yerin. Yangın bir cümbüş gibi. Mancanıkların kurulduğu yüksek burçlardan atılan İbrahim gibiydim.

Konuşmayı bileydim. Susmayı avuçlarımda biriktirmezdim. Ya da bir masanın üzerinde kalemsiz ve sayfasız yani çaysız ve sigarasız katık etmezdim geceyi. Parklarım vardı şehrin kalbine hüzün taşıyan. Saati gelip de gelmeyen trenlerin rötar sebebiydim.

‘’Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı’’

Yok saymak boşuna var olmak zahirdeyken. Hiçe bastırılan bir kapı zilinin ‘’yokum’’ sesine duyuş olması kadar içli bir güne merhaba. Çocuğun saçları ayık bir zemherir gecesi. Ve leylin kakülünden bir tel gizem. Adına gizli özne yakmak boşuna. Kadın. Ve Ademin sülbünden bir Havva’sın. Saçları birmilyon metre.

Gizinde ve eylülünde şair. Susunda ağlamaklı bir mona lisa. Göğün bulutlu hali gözün hali. Resim iyi çıkmamışsa yak gitsin.

‘’Sen burgu oldun içimin dağlarına tüneline girdin’’

Demeliydim ki. Tünelime girerken yani sen burgu burgu kıvrıldın oldun ben. Yokun varlığı kadar yoğunum sese. Ve kulağım kabarttığı büyükçe bir yalnızlığın ortasında dingin müzikleri içiyor aç karnına. Gece. Her leylin sonuna bir ezber düşürür. Gece sarkık bir perdenin üzerindeki ince işlenmiş bir dantel.

‘’Öpüşümüz gizli olmalı
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli
Sıcak gözyaşı şikâyetle
Ağzı konuşmaz kılan
Ağzımızda
Dilimizi şişiren ayrılık bademi’’

Sinesi çatlar her atın çöle düşünce. Uzak bir ayrılığı besleyen güzelin gözlerinde hep çölün bir gizemi var. Çöl çağırır nefesi toza. Güneş çölün ihtişamı, kumdan kaleler ve heykeller. Adımları yutan kumlar ayak seslerini de yutar.

Rengi yok hiçbir beklemenin. Rengi varsa ayrılığın istasyonlarda, otogarlarda, limanlarda vardır. Yüzlerine haziran düşmüş insanların eylül giderse gidişi bir şiir olan kızların yanağında üç yapraklı yoncadır. Renk bir ahenktir. Beyazın ve siyahın tonunda.

‘’Ey sen karşımda paylaşılan
Alna dudağa ve kalbe ayrılan
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdım
Geceleri sancınla kıvrandım’’

Yüksek bulutların, cephesel yağmurların uzağındayım. Yani ki yere yakın tutulmam çekimsiz bir eylem gibi uzar yüklemsiz cümlelerle. Çekildim bayrağı ilk çeken ben değil. Pes değil şek ve şüphesiz besledim içimdeki yangını.

Uzağı şişiren yol adımları küçülttü. Her adım uzağa biraz daha uzak. Sayfa sonuna atılan nokta gibi. Her cümlenin başıydı nokta. Ve esrar perdeleri ardılarken üç nokta.

‘’Ay gece görününce açar aylığını
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım’’

Alnımdan ve yaşımdan süzülen resim hiçbir fotoğrafa denk düşmedi şimdiye değin. Ay geceye göründü yeni bir aya selam durdu hece kafiye oldu. Yolcular ayın halelerine aldandı. Geceye yürüyünce mirac oldu.

Gök perdelerini açar işte gece aya durunca. Ay geceye selam edince armağanlı bir şiir katibini arzular. Ve dilin heceleyerek okuduğunu gönül tek hamlede inletti.

Biz murat’ın dingin sesi ve nil’e boğun eğmeyen isyanın gösterişi. Kalemimizde çocuklar uyur. Çocuklar hecelenerek büyür. Kendi çocukluğumuza isim olur. Biz babalarımızın gözünde yaşamadığı günleri yaşayanlarız. Aynı boykotta kendi çocuklarımıza miras bırakacağız sayfada izlek kelimeleri.

‘’Ey gece sen de aldatıldın
Sana da tuzak kırdı yüzü güneş parıltılı kız’’

Mehlika Sultan’a aşık yedi genç bir gece çıktılar şehrin kapılarından. O çocuklar bir daha dönmediler. Hiçbir tren garında, otoyol uykusunda, otobüslerin cam kenarı koltuklarında hiç birine bir daha rastlanılmadı.

Cahit Zarifoğlu: ve çocuğun uyanışı böyle başladı

bilal can

Reklamlar

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı deneme içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s