Suyu Arayan Adam: Şevket Süreyya Aydemir ve Kadro Dergisi

Kadro dergisi 1932-1934 yılları arasında Şevket Süreyya Aydemir, İsmail Hüsrev Tökin, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan oluşan bir grup aydın tarafından yayınlanmıştır. Derginin amacı ciddi anlamda sosyal teori üretmek olmuştur. Bu amaçlarını gerçekleştirmeleri bakımından Türkiye’de yerli üretim olan ilk sosyal teoriye imza atmışlardır. Teorinin temel düşüncesini anlamak için merkez metropolitan ülkeleriyle sömürülen ülkeler arasındaki çelişkiye bakılmalıdır.

Şevket Süreyya Aydemir Kadro Dergisi ve ya Kadro Hareketi olarak nitelendirilen düşünsel duruşta önemli bir yere sahiptir. Elbette ki bu önemlilik diğer arkadaşlarından fazla veya eksik değildir. Bizim Şevket Süreyya Aydemir’i ele almamız onun sosyolojik yönü dolayısıyladır.

Suyu Arayan Adam: Şevket Süreyya Aydemir

Şevket Süreyya Aydemir, 1897 yılında Edirne’de doğdu. 1976 yılında da ölmüştür. İktisatçı ve tarihçi olarak nitelendirilir. Kendi biyografik romanı olan ve Balkan Göçleri esnasında yaşanan sıkıntıları anlatan Suyu Arayan Adam yakın dönem tarihimize ışık tutan önemli eseridir. Ayrıca Tek Adam ve İkinci Adam isimli üçer ciltlik eserleri önemli eserleri arasındadır.

Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu’nda öğrenim görerek Turancılık görüşünü benimsemiştir. 1. Paylaşım Savaşı’nda Kafkasya Cephesinde savaşa katıldı. Bir dönem Azerbaycan’da öğretmenlik yaptı. Bu daha sonra eserlerinin fikri çözümlemelerinde etkili olacaktır. Azerbaycan’da Ermeni çeteleri ile çatıştı. Burada kurulan yerel bir birliğin başına geçip kumandanlık yaptı. Yine aynı döneme denk gelen komünizm ile tanışması onun Doğu Halkları Kurultayı’na delege olarak katılması sonucu olmuştur. Daha sonra komünizm merakı yüzünden Türkiye Komünist Fırkası’nın toplantısına katıldı. Daha sonra ise Komünist Parti’nin bir üyesi oldu. Partiye girdikten sonra Komünizmi daha iyi anlamak için Nazım Hikmet’in de eğitim gördüğü Rusya’daki Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi ‘ne(KUTV) kaydoldu. Burada İktisadi ve Sosyal Bilimler dalında eğitim gördü. Cumhuriyetin kurulduğu yıl olan 1923’te Türkiye’ye dönerek fikirlerini geliştirme yoluna girdi.

Türkiye’de ilk olarak Komünizm fikirleri ile yayın yaptığı bilinen Aydınlık Dergisi’nde makaleler kaleme aldı. İlk mahkûmiyeti 1925 yılında komünizm fikirleri yaydığı için o dönemin Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından yargılandı. Cezaevinde geçirdiği 2 yılın ardından Komünizm fikrinden vazgeçerek milliyetçiliğe yöneldi.

Kadro Dergisi’nin Kuruluşu

“Türkiye, bir inkılâp içindedir. Bu inkılâp durmadı.
Bu güne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz muazzam kıyam manzaraları, onun yalnız bir safhasıdır. Bir ihtilal geçirdik. İhtilal inkılâbın gayesi değil, vasıtasıdır.” [kadro dergisi 1. Sayı Baş Yazı ]

Atatürk’ün isteği ile Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte dergi hazırlıklarına başladı. Kadro Dergisini incelemek Türkiye’nin iktisadi ve siyasi bir resmini çekmek anlamına gelmektedir.[1]

Kadro Dergisi her sayfası ortalama olarak 50 sayfa civarında olan ve 36 sayılık bir yayın hayatı olan aylık bir fikir dergisiydi. Derginin künyesinde; fikir babası olarak Şevket Süreyya Aydemir, imtiyaz sahibi Yakup Kadri Karaosmanoğlu, yayın müdürü Vedat Nedim Tör vardı. Kadro Dergisi’nin tam olarak kadrosu: Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, İsmail Hüsrev Tökin, Burhan Asaf Belge, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Mehmet Şevki Yazman’dır.

“Türkiye, bir inkılâp içindedir. Bu inkılâp durmadı.
Bu güne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz muazzam kıyam manzaraları, onun yalnız bir safhasıdır bir safhasıdır. Bir ihtilal geçirdik. İhtilal inkılâbın gayesi değil, vasıtasıdır.
Bu ihtilal safhasında dursaydık inkılâbımız akim kalırdı. Hâlbuki o, genişliyor, derinleşiyor. O henüz son sözünü söylemiş, son eserini vermiş değildir. Tesviye edilmiş bir zemin üstünde yarınki Türk cemiyetinin, kendine has ve kendine uygun binası kurulabilmek için, inkılâbımız, derinleşme ve genişleme istikametindedir.”
[2]

Suyu Arayan Adam’ın Suyu Bulma Çabası

1921 yılında Nazım Hikmet ve Vala Nurettin ile birlikte eğitimine Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde başlayan Şevket Süreyya Aydemir burada komünizm teorisi ve tekniğini içeren toplumsal bilim üzerine eğitim görmüştür. Bu eğitim dolayısıyla sadece ihtilalcı çizgide değil aynı zamanda Marksizm-Leninizm üzerine de fikirler ortaya koyabilen bir teorisyen konumuna ulaşmıştır.

Görüşlerinde zaman zaman değişmeler olan Aydemir Türkiye’ye döndüğü sıralar Milli Mücadele kazanılmış ve Türkiye ulusal bir gelişmeye doğru girmişti. Aydemir Türkiye’ye döndüğünde marksist fikirlerle dönmüş ve marksist neşriyatlar neşretmeye başlamıştır. Aynı döneme denk gelen ayrıca İstanbul’da hocalık dönemi vardır. Aydınlık dergisinde makaleler yayınlayıp Türkiye’nin gelişmesi üzerine fikirler sunup yazılar kaleme almıştır.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün Şevket Süreyya Aydemir ile yaptığı bir röportajda [3]: ‘’Rusya’dan döndüğünüzde hedefiniz ve çalışmalarınız neydi’’ sorusuna karşılık olarak: ‘’ Memleketin kendine has bir gelişme yolu takip etmesi gerektiğine fakat bu yolun da klasik bir kapitalizm olamayacağına, yani bir taraftan devletin müdahaleci rehberliğine dayanır, diğer taraftan gizli ve ihtilalci eğilimlerin faydasız olabileceğini sezen bir ruh hali içindeydi.

Nitekim, Lenin’in ölümü üzerine ve 1924’de Profesör Sadrettin Celâl’le beraber yazıp neşrettiğimiz Lenin ve Leninizm isimli broşürde ve bana ait olan kısımda bu görüşümü fiilen belirttim. Aydınlık serisinin onuncu kitabı olan Lenin ve Leninizm’in 42’nci sayfasında şu sözler vardır: “Memleketin zengin, sermayedar ve ileri bir hale gelmesi şimdi günün tarihi vazifesidir. Bu vazife ise disiplinli ve müteşekkil bir Cumhuriyet Partisine düşer. Cumhuriyetin idame ve muhafazası için yapılacak her hareket, hatta ne kadar şiddetli bile olsa, doğru, terakkiperverâne ve ileri bir harekettir.” Ama bu ve buna benzer görüşlerimin Komünist Partisi ve Komintern’in çabalarıyla sonradan aramızda çekişmeli ayrılıklara vardığına işaret etmeliyim. ‘’demiştir.

Aydemir için önemli dönüm noktaları vardır. Bu dönüm noktalarından biri de 1925 ve 1927’de meydana gelen komünist görüşlülerin tutuklanma olayıdır. 1925’de Şeyh Sait isyanı çıkmış bu isyan gerekçe gösterilerek Türkiye Komünist Partisi’nin tüm ileri gelenleri tutuklanmış ve Ankara İstiklal Mahkemesine gönderilmiştir. Şevket Süreyya Aydemir de bu tutuklamalarda mahkemeye çıkartılmış 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Bir buçuk yıl içerde kaldıktan sonra çıkan bir aftan yararlanıp özgürlüğüne kavuşmuştur. Ancak cezaevinde geçirdiği günler onun Marksist – Leninist çizgiden ayrılmasına neden olmuştur. Bunu şu sözleri ayrıntılı olarak açıklar: “Araştırmalarım ve düşüncelerim beni cezaevi duvarları arasında daha iyi değerlendirebildiğim çeşitli şartların ve gerçeklerin aydınlığı altında komünist bir nizamdan ve bu nizamı getirecek ve elbette ki bizim imkânlarımızla başarılamayacak komünist usullerden Devletçi bir iktisat nizamına götürmüştü, bir ihtilal bağlılığından ayırmıştı. Ama o kadar kolay olmadı. Nice tereddütler nice iç burkuntuları yaşadım. Evet, Türkiye’de başka bir devlet kurulmalıydı. Belki gene halka rağmen ama halk için bir devlet. Belki güdümlü bir demokrasi. Artık devlet imam ve millet ve cemaat olmalıydı. Bu imamın da cemaate vereceği herhalde bir şeyler vardır.”[4]

Komünist fikirlerden sonra milliyetçiliğe yönelişi onun Komünist Parti’den ihracına neden olmuştur. Bu ihraçta yalnız değildir. Yanında Vedat Nedim Tör de bulunmaktadır. Aynı isimleri Kadro Dergisi’nin kadrosunda da yan yana görmekteyiz.

Şevket Süreyya Aydemir partiden ihraç edildikten sonra Moskova’dan hocası olan Ahmet Cevan’ın referansıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nda Yüksek ve Teknik Ticaret Lisesi Müdürlüğüne getirtilmiştir.



Kadro Dergisi Ocak 1932 Sayı: 1

Kadro Hareketi üzerine objektif bir çalışma yapmak oldukça zordur. Zira kaynaklar genelde ideolojik çatışmalara, çekişmelere göre yazılmış taraflı eserlerdir. Mesela Fethi Tevetoğlu, Aclan Sayılgan ve İlhan Darendelioğlu çalışmalarında Kadrocular’a komünist propagandası yapan bir grup olarak ön yargıyla yaklaşmış ve nesnellikten uzak bir tutum belirlemişlerdir. Yine Yalçın Küçük, Merdan Yanardağ ve Rasih Nuri İleri gibi araştırmacılar Kadro Hareketi’ne komünizme ihanet eden bir grup olarak yaklaşmış ve objektif değerlendirme yapamamışlardır[4]

Bazıları tarafından ihanetle suçlansa da Kadro Dergisi’nin önemi yadsınamayacak derecede önemlidir. İlk sayısıyla önemli derecede dikkat ve ilgi çekmiştir. Dergi birinci sayısının başyazısında derginin çıkış nedenini ve derginin Türkiye’de alacağı rolü ayrıntılı bir şekilde işlemiştir.

‘’ Türkiye bir inkılap içindedir. Bu inkılap kendine prensip ve onu yaşatacaklara şuur olabilecek bütün nazari ve fikri unsurlara maliktir. Ancak bu nazari ve fikri unsurlar inkılaba İDEOLOJİ olabilecek bir fikriyat sistemi içinde terkip ve tedvin edilmiş değildir. Gerek milli mahiyeti gerek beynelmilel şumul ve tesirleri itibariyle, tarihin en manalı hareketlerinden biri olan inkılabımızın, zatinde mündemiç bu ileri fikir ve prensip unsurlarını, şimdi inkılabın seyri içinde ve onun icaplarına uygun bir şekilde izah işi, bugünkü Türk inkılap münevverliğine düşen vazifelerin en acil ve en şereflisidir. İnkılabımızın, her biri ayrı ayrı kıymettar ve orijinal olan bu fikir ve nazariye unsurları birer birer izah edildikçe, bu esaslar inkılap nesli için kriteryumlar olacak, yeni ve startdartlaşmış(standartlaşmış) inkılapçı tip böyle doğacaktır. Bu tip her nerede, her ne şerait altında olursa olsun, karşılaştığı her inkılap sahasında, ayni hadiseyi ayni kriteryumlara vuracak, ayni ölçülerle düşünecek, ayni neticelere varacak ve İnkılabın kendisine has CİHANİ TELAKKİ TARZI böyle vücut bulacaktır.’’
Cümlesiyle yol haritası çizilmiş ve gayenin ne olduğu belirgin bir biçimde ortaya konulmuştur. Birinci sayıda ayrıca; Pesimit başlığını taşıyan yazıyla Şevket Süreyya Aydemir/ İnkılabın Psikolojisi çözümlemesiyle katkıda bulunanlardandır. Bu yazısında Aydemir İnkılabın taşıdığı değeri ve önemi gözler önüne sererken Türk İnkılabının da bu inkılap içinde nerede durduğunu belirtmiştir. ‘’ Türk inkılabı da her cephede yere çaldığı düşmanlarının bu cinsten yeni ve sinsi bir hücumuna maruz kalmıştır. Düşman; inkılabımızın psikolojisi üzerine kendi psikolojisini seferber etti. Bu psikoloji: PESİMİZdir.’’ [2]

Şevket Süreyya Aydemir’in Kadro Dergisindeki ilk yazısı İnkılabın Psikolojisi isimli yazısında inkılabın tanımı yaparken düşmanın psikolojisini empoze etmesine Pesimizm demiştir. Kötümser anlamına gelen bu kavram optimizm’in karşılığı olarak belirginleşir.

Aydemir düşmanın kendi fikrini aşılaması anlamına gelen pesimizm kavramını daha geniş olarak yine aynı yazısında sıralamıştır.

1. ‘’Pesimizm pesimistin ruhunda evvela bir ‘’Fatalizm’’e inkılâp eder.’’ * Bu Fatalizm onun bakış açısını daraltıp kendi dışındaki hareketliliği görmesine engel olur. Onun için kendinden başka âlem harabe şeklindedir. Buna örnek olarak oryantalistlerin doğuya bakışları gösterilebilir.

2. ‘’Pesimizmde hareket noktası fert; ferdin sübjektif idrâki, sübjektif menfaati ve binaenaleyh ‘’Ene-Ben’’dir.’’ Hareket noktası olarak kendi benini alan pesimist diğer realiteleri göremez ve onlardan habersiz bir şekilde fanteziler üretmeye çalışır. Ona göre kendi aklı her şeyi yapmaya muktedirdir. Eğer bu her şeyi yapmaya muktedir hali doğru olsaydı o zaman dünya üzerindeki her pesimist farklı farklı beşer cemiyeti, Aydemir’in tabiriyle ‘’Nizamı alem’’ kurması gerekirdi ki bu da mümkün değil.

3. ‘’Kuvvetli insan, istediği için muktedir olan, muktedir olduğu için isteyen insandır.’’

4. ‘’Pesimizm; pesimistin evvela yanlış olarak alemi inkar etmesiyle başlar ve sona doğru olarak kendini inkar etmesiyle nihayet bulur’’

5. ‘’Pesimizm bir psikoloji haleti; fakat içtimai bir psikoloji haletidir.’’
Sözleriyle Aydemir Pesimizm kavramının neye işaret ettiğini ve bu işaret ettiklerinin nasıl ve ne şekilde anlam içerdiğini vurgulamıştır.

Kadro Hareketinin Düşüncesi ve Önerileri

Kadro Hareketi ortaya çıkıp şekillendiğinde öncelikle Kemalist yönetimi yönlendirmek istediler. Cumhuriyetin yeni kurulduğu bir ülke olan Türkiye’de topluma dair ciddi analizlere başlayan Kadrocular bu analizlerinde yöneticileri ve devleti düşünsel olarak çatışmamak için ayırmışlardır.

Emperyalist çözümlemelerinde Lenin etkisi görülen kadrocularda kaynakların ve gelirlerin dağılımının burjuvazinin kontrolüne bırakılması ve devletin burjuvazinin üzerinde bir baskısı olması gerektiğini savunmuşlardır. Türkiye’de sanayi devriminin gerçekleşmemesi burada bir burjuva sınıfının da olmamasına neden olmuştur. Bu yüzden Türkiye bu aşamanın önceki evresi olan ‘’kapitalizm öncesi’’ vardı. Kadroculara göre devletin kapitalizme özgü sınıfların ortaya çıkmasına ve bunlardan birinin baskın çıkmasına engel olması gerekiyordu.

Ekonomide devletçiliği savunan kadrocular, devletin ağır sanayi kurumlarının kurulmasında doğrudan rol almasını ve böylelikle planı ve programlı bir gelişmeyi savunuyorlardı.

Kadro Hareketinin ortaya koyduğu teorileri 2 bağlamda değerlendirmek gerekir. Bunlar
‘’İçinde bulunduğumuz dönemin temel çelişkisi sınıflar arası çelişki olmaktan çok uluslar arası çelişkidir. Çağımızdaki en büyük çelişki merkez metropolitan ülkeleriyle sömürülen ülkeler arasındaki çelişkidir. ‘’ Kadrocular bu çelişkileri incelerken dünyada 2 tür devlet ya da düşünce akımı vardı. Bunlar kapitalizm ve sosyalizmdir. Kadrocular Türkiye için 3. Bir seçenek olarak Türkiye Cumhuriyeti gibi ‘’milli kurtuluş hareketleri’’ sonucunda kurulan devletlerdir. Bu devlet hiçbir sınıfın önde olmadığı bir devlettir.

Bir taraftan emperyalist batı diğer taraftan aydınlanmacı bir batı var. Türkiye emperyalizmi reddedip onlara karşı zafer kazanan bir ülkedir. Bu yüzden batın aydınlanmacı tarafını almalı ve kabul etmelidir.

*Fatalizm, cebriyye, kadercilik, yazgıcılık veya sabit kadercilik adlarıyla da bilinmekte olup, her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlenmiş olduğunu ve kimsenin bu belirlenmiş yazgıyı değiştiremeyeceğini ileri süren görüştür.


Kaynakça
[1]Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi – Sayı 15
Kadro Hareketi ve Kadrocular: Fatih Demirci
[2]Kadro Dergisi 1. Sayı Baş yazı Ocak 1932 Sayı: 1
[3]Yön Dergisi 27. Sayı (20 Haziran 1962 )
[4]Mustafa Türkeş Kadro Hareketi – Ulusçu Bir Sol Akım – İmge Yayınları
[5]Kadro Dergisi ve Etkileri – Ozan Örmeci

Bilal Can

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, makale içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s