Göğe Bezgin Bakanların Bilmediği Oyun: Satranç

‘’uzun bir nehirdir satranç
kıvrak ve uzatarak boynunu
nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu

göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
bir oyundur satranç’’ [ İlhami Çiçek – Satranç]

Satrancı bilmek için ayrı bir çaba harcamadım. Bu yüzden bu oyunu bilmek gibi de bir gayretim olmadı. Ama satranç üzerine okuduğum iki eser beni bu oyunu doğru itmeye devam ediyor. Yakında satranç oynamayı öğrenirsem sanırım bu ilkin İlhami Çiçek’in Satranç şiiri ve Stefan Zweig’in Satranç isimli öyküsüdür. İlhami Çiçek’in aynı isimli şiir kitabını Edebiyat Yayınları basmıştı. Daha sonra hiç basılmadı. Bu yüzden kitabı bulmak pek de mümkün değil. Zweig’in kitabını ise yeni tercüme dahil bir çok baskını bulabilmeniz mümkün.

Satranç uzun bir yarıştır. Kadim tarihte padişahların, vezirlerin her kademeden insanın ilgi duyduğu bir oyundur. Satranç oyununa dair en eski bilgiler Mısır piramitlerindeki kabartmalara dayanır. Daha sonra Çin’de ve Mezopotamya’da yayılmıştır. Endülüslüler tarafından İspanya üzerinden Avrupa’ya taşınmıştır.

Çok uzun bir geçmişi olan satranç haliyle üzerine yazılan yazılarının da çok olmasını sağlamıştır. Bu yazılardan özellikle satranç metaforu üzerine yazılan kitaplar arasında önemli gördüğüm, eser olarak: Stefan Zweig’in Satranç isimli uzun öyküsü. Kitaba geçmeden önce yazar hakkında birkaç anekdot aktarma da fayda olacak.

Stefan Zweig 1881’de Viyana’da doğdu. Ailesi maddi durumdan zengin olduğu için küçük yaşta kültür – edebiyat alanında eğitim görmeye başladı. İngilizce, Fransızca, İtalyanca dahil bir çok dile hakimdi. Birinci dünya savaşında gönüllü olarak Avusturya için çalıştı. 1933’e kadar her şey normal seyrinde geçmesine rağmen patlak veren II. Dünya savaşında Nazilerin yaktığı kitaplar arasında Zweig’in de kitapları yer alıyordu. Yahudi kökenli bir aileden geldiği için 1934’te Gestapo tarafından evi basılan Zweig ülkesini terk ederek İngiltere’ye yerleşti.

Avrupa’nın içine düştüğü durum yüzünden ve Hitler’in dünya düzeninin kalıcı sanmasından dolayı eşiyle birlikte intihar etmiştir. “Bir Satranç Öyküsü” isimli eser Türkçeye “satranç” ismiyle çevrilip yayınlanmıştır.

“İnsan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur; işte böyle görünüşte dünyadan kopuk yaşayanlar, özel yapıları içinde karınca gibi, dünyanın tuhaf ve eşi benzeri olmayan bir maketini kurarlar.” Satranç İlhami Çiçek’in belirttiği gibi “göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği bir oyundur” savaş stratejisi üzerine kurulu bu oyun Stefan Zweig’in dilinde hayatı satranç olan bir insan üzerinden anlatılır. Eser sayfalar ilerledikçe gerilimi artan dramatik bir yapıya sahiptir.
Nazi döneminin sert rüzgarlarını hissettiren eser Zweig’in politik tavrı ve düşüncelerini yansıtması bakımından da önemlidir. Bireysel bir karşı konuluşun hissedildiği eserde “insan her halükarda seçer” mottosunu aratmayacak şekilde kendi fikrinden ve görüşünden tavır vermeden bir insan üzerinden aslında insanın irade bakımından nasıl olduğunu ve güç koşullarda neler yapabileceğini gösterir nitelikte. İnsan beyninin bir insana neler yaptığını, psikolojik işkenceler karşısında insan beyninin aldığı hali ve bundan kurtulma yollarını ayrıntılı olarak işleyen eser Zweig kitaplığının en önemli eserlerinden biridir.

Satranç Nazi Almanyasında tutuklanıp psikolojik işkencelerle baskı altında tutulan bir adamın adamın hikayesinin anlatıldığı ve bu zor durumda karşılaştığı olayları derinlemesine analiz eden bir kitap. Zweig’in dilindeki kıvraklık ve ustalık öyküdeki karakterlerin canlılığı ve betimlemelerdeki gerçeklik eserin kesintiye uğramadan okunmasını sağlamıştır.

Bir satranç kitabının bulunmasıyla kendi kendine satranç oynayarak günlerini hücresinde geçiren Dr. B satrançla kendinden uzaklaşıp çift karaktere bölünmüş bu karekter bölünmesiyle bir nevi zihninin ona oynadığı delilik emarelerinden de kurtulmuştur. Kitapta en dikkat çeken cümlelerden biri de kendi kendine oyunlar oynayan Dr. B’nin yine kendisiyle ilgili söylediği cümledir: “siyah olan ben, beyaz olan ben’in yapacağı her hamleyi heyecanla bekliyordu.”

Bilal Can

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, deneme içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s