Şairin Kelimelerle İmtihanı

Kelimeler bir şiirin yapı taşlarıdır diye bir cümle söyleme girişiminde bulunursam basit bir düşünce içine girdiğim düşünülebilir. Kelime sadece bir şiirin değil, dilin de yapı taşlarıdır. O sembollere atfettiğimiz anlamlar, duygular, ifade biçimleri bizim dış dünyayla olan bağlantımızı ele verir. Buna iletişim diyoruz. Kelimeler bizim iletişim biçimlerimizi gösterir. Seçtiğimiz her kelime bizim dünya görüşüne dair kanaatlerimizi de kendi içinde taşıyarak karşı tarafa iletir. Bazen bu kelimeler bizim karşı tarafa kimliğimizi de ifa etme biçimimiz olarak gözükür. Seçtiğimiz kelimeler bir nevi kimliğimizdir. Kullandığımız dil bizi ele verir.

Şiir bir iletişim biçimidir. Sevmenin, duygulanış biçimlerinin en iyi bir biçimde ifade edilişidir. His önemlidir, şiirin insandaki duygulanışa uyarlanması şairin maharetiyle anlam kazanır. Şair şiirini söyleyip geri durur, artık şiiri konuşur. Bu yüzden söylemek istediğini olabildiğince yoğun, sorulacak sorulara cevabı da içeren bir şekilde ele alması gerekir. Bu benim düşüncem. Şiirlerin bendeki etkisi, eğer ki bir soru sormuşsam o şiir ile ilgili, cevabını alamamışsam o zaman bu şiirin kurgusu çok iyi şekilde ele alınmamıştır. Bu da şairin şiirini kurarken üzerinde uzun uzun düşünmediği anlamına gelmektedir benim için.

Saati Geri Aldım Ya da Ağız, Dudak, Şarap, Kadın Kelimeli Şiirler

Şiirin poetikası üzerine söylediğim düşüncelerin arkasındayım. Kelimeler önemli. Kelimelerin tekrarı, o kelimelerin sürekli bir biçimde belli aralıklarla bazen de yoğun bir biçimde kullanılması elbette ki şairin tercihidir. Biz de bu tercih meselesi yüzünden Ümit Zeynep Kayabaş’ın Saati Geri Aldım isimli eserini değerlendireceğiz.

Şair kimi zaman takıntılı bir biçimde kelime tekrarına düşebilir. Bu olabilir. Fakat aynı kelimeleri sürekli ve yoğun bir biçimde defalarca kullanması onu tekrara düşürür. Kayabaş’ın şiirlerini incelediğimizde belli kelimeler karşımıza yoğun bir biçimde çıkmaktadır.

Ağız kelimesi ile başlayalım:

Yılanın ağzında (syf 7)
Ve ağzının kıvrımından (syf 8)
Hangi insan ağzıma yaklaşsa(syf12)
Aynı ağızdan öpüyoruz yalnızlığı(syf14)
Şarabın tadı gitmesin ağzımdan diye konuşuyorum(syf16)
Bilal’in ağzına sor(syf23)
Zemzemle çalkaladım ağzımı(syf27)
Ağzına haram kılıyor Yusuf(syf30)
Aktıkça ağızlara(syf47)
Ve bitiyor ağzımda(syf49)
Şiir çalıyorum ağzından(syf49)
Sıratı ve ağzıma(syf56)
Bak-gecenin ağzından içiyorum zemzem(syf60)
Ağzında demir eriten İstanbul gibi(syf72)
Dünyanın ağzından köpüğü silişi gibi(syf72)
Silmeli kirli ağızları tren raylarından çıkan kıvılcımla(syf82)
Kurbanı, ağzı olmayanı oyalamaz şeytan(syf85)
Derdini çalıyorum ağzından(syf92)
Mahcup ağzıyla(syf95)
Çocuğun ağzı(syf102)
Susturuyor geçmişin sarhoş ağzını(syf109)
Ağzına şiir okuduğum sevgilim(syf119)

Ağız kelimesinin bu kadar yoğun kullanılması aklımıza Freud’u getiriyor. Psikanalist bir yaklaşımla şiire baktığımız zaman Freud’un “oral dönem” dediği dönem aklımıza gelmektedir. Psikoseksüel gelişim evrelerinin ilkidir bu dönem. Freud’un öncülük ettiği psikodinamik akımın kişilik gelişim kuramıdır. Psikodinamik kurama göre doğan kişi hazzıyla birlikte doğar. Haz alımının yolunda gitmesi ya da sorunlu olması saplantıya yol açar bu da kişinin kişiliğinde belirli izler bırakır.

Oral dönem insan yaşamında ilk evredir Freud’a göre. Bu evre “id”in hakimayeti altında olunan bir evredir. Bireyin haz kaynağı bu dönemde “ağızdır”. Kayabaş’ın şiirlerinde yoğun biçimde “ağız” kelimesinin geçmesi onun bu dönemi atlatamadığının göstergesi olabilir.

Dudak:
-kuruluyor dudağıma cennetin aşk saati(syf7)
Ölü taklidi yapan kızların dudağından(syf14)
Dudak ısırtan ihtişamında(syf43)
Koşuyor dudakları/ihtirasla(syf48)
Kanayan gece Leyla’nın dudağında(syf49)
Dudaklarım beklemez rüzgarını(syf53)
Hünerli dudaklarına(syf57)
Uçuklamış dudağının izinden(syf60)
Birazdan eriyip yok olacağım dudaklarında(syf63)
Ölü kadınların dudaklarını okuyorum gizlice(syf65)
Dudağımda kalan tadı siliyorum(syf74)
Sığabiliyorsak dudak payına(syf75)
Dudağımdaki o son izden(syf79)
O dudağındaki tını(syf88)
Gül ağacını öpen dudağından sonra(syf91)
Ölü kuşları öpen dudağına(syf102)
Dudak dudağa büyütüyoruz sessizliği(syf113)

Ağız ve dudak kelimelerinin yoğun biçimde kullanılması okur bazında sıkıntı yaratan bir durumdur. Bu kelimelerin çağrışımları üzerine söyleyebileceğimiz şeyler sınırlı olsa da şairin bu kelimelere neler atfettiği yine kendincedir. Bu yüzden şiir en çok şairin anlam verdiği bizim ise anlamlandırma çabası içine girdiğimiz bir yazım biçimidir.

Kayabaş’ın şiirleri genel olarak incelendiğinde erotik imgelem içeren şiirlerle birlikte zemzem, teyemmüm, sırat, Şems gibi kelimelerin kullanılması yazan kişinin zihniyetinde büyük bir uçurumun olduğunun göstergesidir. Şiirde genel manada şuna inanmışımdır: edebiyat edepten gelir, edebi kaldırdığın zaman bu yapılan şey artık edebiyat değil, ar perdesi kaldırılmış değersiz bir metindir.

Bilal Can

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Şairin Kelimelerle İmtihanı

  1. salih dedi ki:

    Keşke birde yazi yazmayi ogrenseydin. Madem boyle guzel bir konu bulmussun, biraz calissaydin. Yazi yazmak yazabiliyor olmak anlamina gelmiyor.

    • bilal can dedi ki:

      Yorumunuzdaki saldırganlığı anlayamadım açıkçası. Şiir hakkında ne biliyorsunuz ya da yazı yazma konusunda? Kaç yazı yazdınız. Eğer yazı yazmayı bilseydiniz “birde” yazdığınız kelimenin “bir de” olarak yazıldığını bilmeniz gerekirdi.

      Türkçe konuşalım efendiler. Türkçe konuşuyorsak kullandığımız dili iyi bilelim.

  2. Canan can dedi ki:

    Bir de erotizm sinyalini iyi almış… yazıyı yazanın beyni. Bastırılmış güdüler ve korkunç bir psikoloji verir, bu ilk sinyali. Kitabı tahlil edecek kapesitenin sahibi olunsaydı da keşke bu efor sanatsal açıda harcansaydı. Şair, ezan okuyan Bilal in ağzı derken, yazıyı yazan nerelere gitmiş öyle. Gittiği yer için, yolun açık olsun diyelim de! Alimin fikri neyse zikri de odur vesselam. Edebiyatımızın tenkit kolu sadece imlayla değil sanatsal zenginlik ve kültürel birikim ile doldurulur. Doldurulamıyorsa böyle adına yazı diyemeyeceğimiz absürd bir şey çıkar ortaya. ( Yazına güvenen bir kalemin sahibi elbette ki yorumu da yayınlayacaktır değil mi)

    • bilal can dedi ki:

      Bu günlerde gündemde olan iki yazı var.
      1. İskender Pala’nın Muhafazakar Sanat Manifestosu
      2. Dücane Cündioğlu Zer İle Zor Arasında (I) yazıları.

      bu iki yazı sanırım olayı daha geniş açıdan ele alabilir. Geniş bir okuma yapılırsa.

      Canan Can; bizim fikrimiz belli, biz fikrimizi söylemekten çekinmiyoruz, fikir önemlidir. En azından bir fikrimiz, üzerine konuşacağımız dertlerimiz var. Sanat soyunmak mıdır, sanat edebi görmezden gelmek midir?

      Okumanızı iyi yapın. Kitabı okumadığınız aşikar bir biçimde belli. Önce gidin kitabı okuyun. Edebiyatımızdaki tenkit kolunun gelişmemesi tenkit edilen kişilerin hala bu tenkite hazır olmamalarındandır. Eleştiriye açık olmak lazım. Ortada bir eser varsa bu eser “sade bir okumayla” ele alınmamalı.

      Yazdığım yazıya absürd demeniz sığ bir yorum olmuş. Ne dediğini bilmeyen bir kişinin saldırgan cümleleri olarak gözüküyor bana.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s