Zaman’a

– en çok kaybettiğimiz değerdir şimdi o-

Saatleri toplamak derdindeyim, kendi geçmişimin son sürat yenilgilerini devirmeden. İncitilmiş bir mevsimi yüreğimde taşımanın onurunu yaşıyorum. Vakit saatin tam istediği, gönlün söylediği şarkıları armağan ederek, kal diyorum.

Kalkmak onuru oluyor kıyamın. Seçkin bir alfebeden yerinde durmayacak kelimeler seçiyorum, zamana yaslanınca toz kapıyor tüm anlamları. Her duygu ve kin yerinde güzeldir, zaman bu yerindeliğin asıl tablosu.

Zaman içimizden dışımıza yansıyan bir şeyleri dillendiriyor. Geceyi, gündüzü, uykuyu, uyanıklığı. En çok büyümenin nasıl olduğunu taşıyor, erimenin mum gibi, filmini çekiyor. Büyüyüp büyük acıların nasıl olduğuna dair aklımıza bir savaşları salıyor. Zaman, savaşımını kendi çığlıklarıyla duvarlardan insan zihnine taşıyan gemi. Zaman aklımıza paslı çiviler çakan.

Kırmak için paslı çivileri tersyüz edilmiş yaşamlarımıza dalıyoruz. Belki bir çıkar yol buluruz da içimizde çürüyen yanlarımıza bir çare buluruz. Zaman hem derdi oluyor insanın hem dermanı. Zaman, alışılanın hükmünde alışılmadık bir biçimde ilerleyen bir süreç.

Geçirdiğimiz hayat dünya boşluğunda çetelesini akıllarımızda ve yüreğimizde tuttuğumuz yanılgılarla dolu. Boş odaların yankısında sesimizin geliş yönüne çevirerek buluyoruz artık kendimizi. Unutuluşu yaşıyor olmak, unutmak, ruhumuzu perçinleyen acıların adına en çok yakışanı. Unutmak beslediğimiz hüzünleri dehlizlerde yitirmenin adı oluyor.

Bir gece besler gibi, kendi nihayetine bir uzlet yerleştirmek gibi, yağmura, çöle ve çiçeklere hasret biriktirmek gibi, gibilerin çığlığında kendini bulmak gibi besliyoruz içimizdeki yaraları.

Adlar biriktiriyor, narsist rüyalar besliyoruz. Adlara gizli öznelerle bilinçaltımızda yatan gerçeklikleri iteliyoruz. Bu bizim yanılgımız, gerçeklik sınırından uzaklaşarak açıldığımız hayallerimiz. Kaçtıkça azalıyor zannederken daha fazla yaklaşıyoruz beslediklerimize.

Zanlar, kuruntular, acılar… bilinçaltı haritamıza yerleşirken hangisinin ne yönde duracağına karar veremiyoruz. Karasızlık içinde büyüyerek tekliyoruz, kalp eğrimiz tüm sokakların dönemecini yaşarken aslında aşkın tüm olabilirliğini kendimizde hissetmek istiyoruz.

Duygusal aklımız var, suratlarımızdan akan tüm resimler bu duygusallığın alameti. Gözlerimizle kusuyoruz bilinçaltımızda biriktirdiklerimizi.Tüm olağanlığıyla bir dünya günündeyiz. Yani zamanda. Zamanı yaşıyoruz, içimizdeki eksiklikle. Zaman bizi büyütüyor, alıştırıyor.

Bilal Can

Reklamlar

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, deneme içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s