Şiirin Toplumsallığı

Bütün edebiyat eserleri, onları okuyan toplumlar tarafından bilinçsiz olarak da olsa yeniden yazılırlar, hatta bir eserin aynı zamanda bir yeniden yazım olmayan hiçbir okunuşu yoktur. [terry eagleton]

İyi bir soru geliyor. Bireysel şiirin revaçta olduğu günümüzde toplumsal şiirden ne kadar bahsedebiliriz? Şiir bize toplumun bilgisini verebilir mi ?

Şairler toplumsala bilimsel bir eda ile yaklaşmaz ancak bunu kendi zihin haritalarında işleyerek ruh sarkacıyla toplum dediğimiz kuyuya inerler ve o şekilde bir analiz yaparlar. Yaptıkları analiz kendi aynalarından bir toplumsalın görüntüsüdür. Çünkü bu görüntüler nesnel değil olabildiğince öznel, şair duyarlılığıyla işlenmiş görüntülerdir. İşlenmiştir diyoruz çünkü şair kimi zaman görmek istediği şeyi görür. Ama genel bazdaki görüşü ise herkesin göremediği – ince bir görüş gerektiren- görüntülerdir. Bu görüntüler şairin kendi zihin haritasıyla birleşerek ortaya çok farklı desenler çıkabilir. Şairin zihni kültürle büyük derecede bağlantılıdır. Çünkü kültür her bireyin içinde yaşadığı toplumsallıktır. Yüzyılların birikimi olan bu kültür bireyin düşüncesinden, yaşam şekline kadar bir çok olguya işlenmiştir.

Her şair yaşadığı kültürün kodlarını şiirine işler. Buna mecburdur çünkü yaşadığı kültür onun yaşantısını, düşünce şeklini belirleyen unsurların başında gelir. Bu yüzden yaşadığı toplumdan habersiz olan ve toplumsalı şiirine işlemeyen şair kördür, sağırdır, kendi toplumuna ecnebidir. Şiirin illaki bireysellikten uzak bir biçimde yazılması gerektiğinden bahsetmiyoruz. Şiir sadece bireysellikle yazılamaz. Onun içinde ayrıca – şair kendini bireysel olarak tanımlasa bile – toplumsallık vardır. Bundan kurtulamaz.

Belli bir toplumdaki şairin yazdığı şiir bir aidiyet içerir bu yüzden. Ait olmak, o topluma dahil olmak, o toplumun bir parçası olmak, şair kendini ne kadar fildişi kulesine kapatsa da bundan kurtulamaz. Bireysel şiir yazsa bile, sadece lirik şiire yoğunlaşsa bile anlattığı duygular bu civarlarda geçen şeylerdir. Epik yazıyorsa bahsettiği kahramanlar, ululuk atfettiği kişiler buraların insanıdır. Pastoral yazıyorsa bile gül, bülbül, ırmak buralarındır. Şairin toplumsallıktan sıyrılma gibi bir seçeneği yoktur bu yüzden.

Toplumsallık konusunda şiirler bağlı oldukları akıma uygun hareket ederek şiirlerini bireysellik çerçevesinde oluşturmuş olabilirler.

Servet-i Fünun

Sanat sanat içindir akımına bağlı olarak yazılan eserler bu dönemde dönemin havasını sanatla işlemeye çalışarak eserlerine yansıtmışlardır. Her edebi akım dönemin siyasal konjoktürel yapısından mutlaka etkilenir. Bu yüzden Servet-i Fünun da ortaya çıktığı dönemin havasını, izini taşımaktadır. Onlara göre her şey şiirin konusu olabilir. Fakat bunu derken genelde bireysel konulara yönelmeleri bir tezatlık teşkil etmektedir Bunu sebebi dönemin istibdat dönemi olmasından dolayıdır. Bu dönem içinde ele alınması ve konuşulması gereken en önemli kişilerden biri Tevfik Fikret’tir. Çünkü onun ele aldığı konular ilk zamanlar bireysel konular iken daha sonra toplumsal konulara eğilmiştir. Bu da şairin toplumsallıktan ayrı yaşamadığının göstergesidir. Çünkü ilk dönemler istibdat dönemi iken daha sonra fikirlerin sunulması için gerekli toplumsal koşulların sağlandığı bir dönem olmuştur.

Garip Akımı

Bu akım genel olarak etrafın sesinin şiire konu olduğu bir dönemdir. Sanatlı söyleyişten uzak, yüksek zümre edebiyatı yerine basit halk diliyle şiirlerin yazıldığı ve konuların da gündelik konulardan oluştuğu bir dönemdir.

Bu akıma mensup şairler şiirlerini oluştururken yeni bir şey ortaya koymaya çalıştılar. Bu da ancak eskiyi red etmekle olabilir mantığıyla hareket ederek muhalif bir çizgi ile kendi şiir poetikalarını oluşturdular.

Bu akımın önemli temsilcilerinden biri olan Oktay Rifat şöyle diyor:
“Biz sosyal meselelerden söz açmaya uğraşmanın şiirimiz için yeni bir gelişme kaynağı olacağına,bu araştırmalar sayesinde yeni hamleler yapılabileceğine,üstelik gönlümüzce itibar görmeyen yeni şiirin halk arasında büyük rağbet kazanacağına inanıyoruz. ” Bu cümleler ile şiirde yeni bir mesele açtıklarını söyleyerek bu meselenin sosyal meseleler, toplumsallık olduğu vurgusunu yapmıştır.

İkinci Yeniciler ve Sonrası

Her edebi akım aslında bir önceki akıma tepki olarak ortaya çıkmıştır. İkinci yedi de Garip Akımına bir tepki olarak 1960 öncesinde İlhan Berk, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer gibi şairlerin şiirleriyle oluşmuş bir akımdır.

II. Dünya Savaşı’nın getirmiş olduğu sıkıntı, toplumsal yoksulluk, tedirginlik, o dönem Türkiye’nin siyasi koşullarının dayatmacı bir yapıda olması II. Yeni akımının üzerinde durduğu önemli meselelerdir. Yapısal olarak kapalı bir şiiri önemseyen şairler imgesel bir biçimde şiirler yazarak şiir poetikalarını ortaya koymuşlar.

İkinci Yeni’nin açmış olduğu yeni bir bakış kendini daha sonra da Türk Şiirinde yoğun bir biçimde hissettirmiştir. 1960 döneminden sonra 1980’e kadar Türkiye’nin yaşadığı siyasal değişmeler, yaşanan toplumsal acılar şiirde kendini yoğun bir biçimde hissettirmeye başlamış, şairler bireysel şiirlerden çok toplumsal şiirlere yoğunlaşmıştır. Özellikle İsmet Özel ve Ataol Behramoğlu’nun şiirleri bu konuda önemli bir yerdedir.

Metin Eloğlu, Özdemir Asaf, Can Yücel, Gülten Akın, Hasan Hüseyin, Ahmet Oktay, Hilmi Yavuz, İlhan Demiraslan, Refik Durbaş, Cahit Zarifoğlu, Metin Altıok, Süreyya Berfe dönemin diğer şairleridir.

Genel olarak Türk Şiirini değerlendirdiğimiz şiirin yaşanan döneme göre bireyselden toplumsala kaydığını söyleyebiliriz. Yaşanan olaylar, toplumsal bunalımlar, politikalar şiirde de kendini yoğun bir biçimde hissettirerek şairleri bireysel şiirden toplum şiire yönlendirmiştir. Fakat bu kimi zaman da geriye dönüş şeklinde de olmaktadır. Özellikle son dönem şairlerin şiirlerinde gözüken temaların bireyselliği ön plana çıkartması bunun göstergesidir.

Modern çağ dediğimiz kapitalizm bireyi önemseyip ön plana çıkarttığı için bu doğal olarak kendini şiirde de gösterecek ve şairler bireysel şiire yönelecektir. Bu durum yalnızlığın, içsel bunalımların, bilinçaltındakilerin şiire yoğun bir biçimde işlenmesine neden olacaktır.

Sonuç olarak : Kendi acısını dillendirmekten vazgeçmedi şair, fakat bu acıya toplumsal bir kılıf uydurmaya çalışması onun bireysel şiirden toplumsal şiire doğru kayabileceğini gösterir. Bireysel sıkıntılarımız, iç huzursuzluklarımız, bilinçaltımız çağın tanıklığını yapmakta, çağa tanık olmaktadır. Kapitalizmin bilinçaltını ve uzleti kirlettiği bu çağda temiz şiir yazabilmek için temiz kalmak tek koşuldur.

Bilal Can

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, poetik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s