Edebiyat ve Sosyoloji


“Edebiyatın katıksız tanıklığı olmaksızın toplum uzmanı toplumun bütününe karşı kör olacaktır” [Richard Hoggart]

Edebiyat ve sosyoloji. Bu iki kavram ya da genel kapsamda bilim birbirine nasıl etkiler, edebiyata sosyolojik bakmakla, sosyolojiye edebiyattan bakmak ne derecede mümkündür? Bu gün edebiyat sosyolojisinden bahsedilirken sosyolojik edebiyattan bahsedilebilir mi?

Edebiyat dilden oluştuğu için Saussure’nin dediği gibi “dil toplumsal bir olgudur” cümlesi bizi edebiyatla sosyolojinin, sosyolojiyle edebiyatın birbirleriyle bağlantılı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Sosyolojik çıkarımlardan uzak bir edebiyat düşünülemez.

İnsanı konu alan, estetik ölçüler dahilinde yazılan her eser bir edebiyat eseridir. İnsanı konu alıp, insanın toplumdaki yerini, yaşadığı çevrenin çözümlemesinin yapılması ise sosyolojinin alanıdır. Yazılan eserlerdeki bu iç içe geçmişlik yeni alt dalların oluşmasına imkan sağlamıştır. Bu da edebiyat sosyolojisidir.

Edebiyatın ana konularından biridir insan. Her ne kadar edebiyatın konusu insandır demesek de böyle bir çıkarımda bulunabiliriz. Çünkü edebiyatın ilgilendiği konular sadece insanla sınırlı değildir. Ama sonuç olarak edebiyat da insan için olduğu için, insanın toplumsal anlamını ortaya koyduğu için ve insanın dünyayı algılamasına yardımcı olduğu için sosyolojiyle direkt bir teması vardır. Bundan dolayı şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: sosyoloji edebiyatı kapsayabilir fakat edebiyat sosyolojiyi kapsayamaz.

Bu tezimizi şu şekilde kanıtlama yoluna gidebiliriz. Edebiyat; tarih içerisindeki duruşuyla diğer farklı bilim dallarıyla olan ilişkisi bakımından kendi alanını genişletmiştir. Bu diğer bilim dalları için de geçerli bir şeydir. Edebiyat ürünleri toplumların inançlarıyla ilgilenir derken burada iki bilim dalıyla ilgilenir anlamı çıkmaktadır. Sosyoloji ve ilahiyat. Edebiyat tabiat olaylarıyla ilgilenir derken biyolojiyle bir temasının olduğunu, insan davranışlarıyla ilgilenir derken psikolojiyle bir temasının olduğu anlamına gelmektedir.

Bazı bilimler diğer bilimlerle direkt olarak etkilenip faydalanırken bu ilişki sonunca alt kolların oluşmasını sağlamıştır. İşte edebiyat sosyolojisi de böyle bir temas sonucunda oluşan bir alt bilim dalıdır.

“Dil, okuma, yazma, yayın gibi süreçler edebiyat özelinde toplumsal ilişkilerin oluşmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla edebiyat kendi özelinde iletişim ve ilişkiler ağı oluşturmakta, bu yönüyle de toplumsal alana dahil olmaktadır. Sosyoloji, edebiyatın bu yönünü dikkate alarak onu toplum analizinde öne çıkarabilir”[1] Dilin toplumdan koparılamayacağı gerçeği toplumu de ele alma durumunu kendiyle birlikte getirmiştir. Edebiyat üretildiği toplumdan sökülüp ayrı bir ortamda ele alınamaz. Bir edebiyat eserinin anlam kazandığı en iyi ortam üretildiği ortamdır. Çeviri eserlerin başka bir dile aynıymış gibi yansıtılamaması bu gerçeğin bir ispatıdır.

Edebiyatın sosyolojiyi kapsamadığını, sosyolojinin ise edebiyatı içine dahil edip onun önünü açtığı gerçeğini ele almamıza rağmen karşımıza çok farklı sorunlar da çıkmaktadır. Bu sorunların en başında gelenler; sosyolojik ekollerin edebiyatın sadece bir yönüne vurgu yapmasından dolayıdır. Örneğin Sezai Karakoç’un Kavramlar ve İlkeler başlığında ve Metafizik – Soyut – Diriliş Somutlaması isimli yazısında dediği gibi “ Aguste Comte’un üç hal kanunu, metafiziği büyüye, sihre, eski çağ kahinliğine indirgedi; Marksizm ise, dini, bu dar metafizik kavramına, yani Comte’tan ödünç alınan bu görüş çerçevesinde bir kalıba soktu. Üstelik bir de “yansıma” kuramıyla onu büsbütün özsüz, gerçek varlığı olmayan bir kurum olarak nitelendirdi. Bu yüzdendir ki, Marksistler, bir şeye yanlış demezler, “metafizik!” der, işin içinden çıkarlar.” [2] Sözü bize sosyolojik ekollerin kavramlara bakış açısının eksik, farklı ve kendilerine göre olduğunu anlamını vermektedir. Bu yüzden bizim edebiyat sosyolojisini ele alırken sosyolojik tahlil yapacağımız edebiyat metinleri için farklı bir yol, yöntem bulmamız gerekliliği su götürmez bir gerçektir. Çünkü ekollerin dışarıdan transfer edilmesi ile çözümlemeler yapmak bizim sahip olduğumuz, “sui generis” kavramlarımızı açıklamaya yetmez, yetmeyecektir de.

1 Alver, Köksal : Edebiyatın Sosyolojik İmlanı, Edebiyat Sosyolojisi, Hece Yayınları Eylül 2006

[2] Karakoç, Sezai : Edebiyat Yazıları 1, Medeniyetin Rüyası Rüyanın Medeniyeti, Diriliş Yayınları 4. baskı

Bilal Can

Reklamlar

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, makale içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s