Diriliş Nesli Bir Muhayyile mi?

Muhayyile; kelime olarak “hayal gücü” anlamına gelir. Hayal edilmiş olmak için, hayal edenin bu hayaline bir imge, sembol, anlam yüklediği düşünsel çıkarımlardır. Bunun Batı jargonundaki anlamı kısmen “ütopya” olarak adlandırılabilir. Fakat doğunun kadim bilgisi “muhayyile” kelimesinin içeriğini daha geniş bir şekilde önümüze sunar. Bir nevi tasarlanan, olması beklenilen, ya da istenilen, bir niyaz, bir terennüm, bir iştiyak…

Sezai Karakoç’u okumaya nerden başlamalıyız? Bu soru aklımı uzun zamandır meşgul edip duruyordu. Eğer sağlam bir okuma yapılacaksa öncelikle işin temelinden, “elif”inden, “emsile”sinden başlamak lazım. Okumak, eğer bir amaca yönelikse okumadır. Vakit geçirmenin kitapla bağlantısı yoktur, ya da boş zamanların değerlendirilmesi kitapla geçiştirilemez.

Sorduğum soruya vereceğim cevap: Diriliş Neslinin Amentüsü’dür. Bir işte niyet iyiyse akıbet de iyi olur. Bu giriş kitabı, ince fakat zırhla kaplı kitap, bir neslin muhayyilesidir. Düşünülen, olması istenen, duayla, niyazla beklenen, öyle bir beklemedir, iştiyakla.

Diriliş Nesli: Sezai Karakoç’un düşüncesinin temel dayanağıdır. Diriliş için yanan, yakılan, uğraşan, didinen bir düşünce adamıdır Karakoç. Bir amacı vardır. Bu amaç bir niyettir. Niyetinin varlığı amacını, yolunu çizmiştir. Hemen hemen tüm kitaplarında bu niyetini tazeler. Diriliş der, diriliş nesli der. Mehmet Akif Ersoy’da “Asım’ın Nesli” ne ise, Necip Fazıl’da “Büyük Doğu” ne ise, Sezai Karakoç’da da “Diriliş Nesli” odur. Bunlar hep bir muhayyiledir. Bir istektir. Belirttiğimiz gibi bir duadır.

Diriliş Neslinin Âmentüsü: “Kendimin bir diriliş eri olduğuna inanıyorum.” cümlesi ile başlar. Bu aslında belirlenmiş bir muhayyilenin, içinde olduğuna iman etmedir. “İman ya vardır ya yoktur” şüphesine düşmemedir. Kesindir.

Karakoç da çerçevesini çizdiği bu neslin bir temsilcisi, bir eri olduğunu ifade eder. Cümle şöyle devam eder : “Bir Diriliş Cephesi bulunduğuna ve kendimin de o cephede bir savaş adamı olduğuma, olmam gerektiğine inanıyorum.” der. “Fikir ve sanat adamının yeri: fikir ve sanat kavgasının ateş hattıdır” diyen Cemil Meriç de aslında bir kavgadan, bir hesaplaşmadan bahseder. Gerektiğinde korkmadan, yorulmadan, yılmadan bir dava eri olacak. Necip Fazıl bunu “Kim var?’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert ‘ben varım! ‘ cevabını verici, her ferdi ‘benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak” olarak ifade eder.

Diriliş Neslinin Âmentüsü bir manifestodur. Savaş için zırhını kuşanmış bir savaşçının kuşandığı zırhın, imanın, düşüncenin, savaşta yenecek olmanın inancı vardır. Bu özgür olanla olmayanın, yenilgi yenilgi büyüyen bir zaferin adı olacaktır.

Allah’a inanan insanın özgür olduğuna inanıyorum. İnsan boynuna zincir atan, takan eşyadan ve öteki insanlardan, insanların tanrılaştırdığı kişi ve eşyadan insanı ancak Allah kurtarır. Yani insanı ancak Allah özgür kılar” İnsanı içindeki putlardan, eşyanın tasallutundan, eşyanın yani metanın fetişizminden, meta ve diğer insanların boyunduruğundan kurtaracak ancak ve ancak Allah’tır. Bunun için de “İnkar tutsaklık, inanç özgürlüktür” der.

Halil Akgün, klasik İslâm düşüncesinde kullanılan muhayyile kelimesi, gerçeklik ile irtibatı kesmeyi değil, gerçekliği semboller ile anlamayı ve anlamlandırmayı ifade eder. Sembollerle düşünmek, görünen her nesnenin ötesinde daha yüksek bir gerçekliğin olduğunu söylemek anlamına geldiğini söyler. Muhayyilenin ütopyadan daha geniş bir anlamı olduğunu söyledik. Muhayyile tam da belirtildiği gibi “yüksek bir gerçeklik”tir. Onu ütopyadan ayıran en büyük özelliği de budur.

Diriliş eri bir alpinisttir.” Diriliş eri öncelikle zor bir işe giriştiğinin farkında olacaktır. Giriştiği iş bir dağcının yaptığı gibi sarp dağları aşmayı gerektiriyor. Bunun için öncelikle davasına inanacak, davasına olan inancından onu hiçbir şey vazgeçirmemelidir.

Muhayyilenin boyutu tarih ötesi, tarih dışılığı özelliği gösterebilir. Çünkü o bir düşünce biçimidir. Bir hayaldir. Bir hayal edilmiş sistemdir. Bu belki yarın da olabilir belki yarından sonra da. Bunun olması ya da olabilmesi muhayyilenin ikinci boyutudur.

Birinci boyutu düşünce safhasının oluşturulmasıdır. Bu safha tüm ayrıntılarına kadar düşünülmelidir. Karakoç da Diriliş Nesli’nin düşünce evresini kurgularken onun öncelikle bir “dava eri” olabilmesi için gerekli donelerin neler olduğunu ifade ederek bir “diriliş eri”nin nelere ihtiyacı vardır?” ve bir “diriliş erinin görevi nedir?” gibi sorularına cevaplar vererek muhayyilesini genişletmiştir.

Sonuç olarak “Diriliş” bir muhayyiledir. Tasarlanmış, düşünülmüş, asırlık bir kültür ve medeniyetin temsilciliğini yapacak “davası olacak” olan düşünülmüş, hayal edilmiş bir topluluktur“. Aynen Benedict Anderson’un “Hayali Cemaatler” kitabında bahsettiği gibi: “Ulus, hayal edilmiş bir topluluktur.” Fakat bu hayal sadece düşüncenin girift çıkmazlarında kalmaz. O hayal, bir muhayyeldir. Düşünülmüş, belki de istiarelere yatılmış bir evreden geçerek tasarlanmıştır.

Bilal Can

Reklamlar

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, poetik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s