Pasajlar III

yumruk
Yorgunuz fakat umutluyuz, düşüncemizin balans ayarıyla oynamış birileri ve bize sağlıklı düşün deniliyor. Oysa geri dönüşü olmayacak yollara düşüyoruz, her gün, her kertede eksiliyoruz. Eksiliyoruz, çoğaldığımızı zannederek.

Zaman denen törpü bizden her geçen gün bir şeyleri alırken, üzerimize çöken bu dünya yükü, bu dünya ahı, bu dünya tozudur. Sağlam cümleler kurmak için kaç badireden geçmek lazım? Aksiyon halinin eylemle bütünleşebilmesi için kendimizi hangi çıkmazda görmemiz lazım?

Sorular sorarak bekletiyoruz kendimizi, cevaplarımız sorulan soruların cevapsız olmasından dolayı beklentisini büyük tutuyor. Oysa cevabı yok suallerimizin. Sorduğumuz sorularla kendimize yürüyüşün anlamına dair ışıklar topluyoruz. Yürüyecek ayaklarımız, yol oldukça.

Düşüncemiz azalıyor, sözümüz çoğalıyor. Oysa bu tam tersi olmalıydı. Engin denizlerin dalgalanışlarını içimize bir ferahlık olarak katmak için şehirlerden kaçmamız lazım. Şehirlerden, gökdelenlerden, apartmanlardan, koşarak kaçmalıyız. Bu kaçış kendine gelmenin diğer adıdır. Bu kaçışla büyütebiliriz adımlarımızı. Kaçışımız toprağa, kaçışımız dünyanın kirlerinden, gürültüsünden, karışıklığından sadeliğe. Ancak toprakla bütünleşirsek dinginliğin sessizlikte olduğunu göreceğiz. Bu yüzden çağrıya kulak vererek çoğalmalıyız. Çoğalmalıyız ki ardımızdan gelecekler bir cesaret bulsun bundan.

Büyük adımlar atıyoruz. Öngörümüzün farları bozulmuş. Silgeçlerimiz çalışmıyor, resetlemeye çalıştıkça zihnimizi, daha abartılı sesleri konuk ediyoruz içimize. İçimiz mühim kalabalıklar besliyor. Uykusuz kalmamız, müzmin baş ağrıları yaşamamız bu sebepten. Dünya her daim yoracak bizi. Her daim yorgunluğumuzu besleyecek.

Düşümüzün düşüncemizle uzlaşması belki de mümkün olabilir. Bir serüveni başlatmak için uzağız ama hareketli sessizlikler görebiliyoruz. Güne atılıyoruz, yaşamın kıyısından geçerken, güne atılırken bu sefer olacak diyoruz. Birçok olmamışı peşinden sürükleyerek diğer olmamışlar ve olamayacaklar arasına yeni olmamışları eklemekten öteye geçmiyor çoğunlukla bu şahlanışım.

Hep bir yenilgi içerisinde sürekli bir yenilgi içerisinde yeniden bir yenilgi içerisinde kendimizi yenilgilerin içerisinde kazanmış sayıyoruz. Günleri peşin hükümlü yaşayarak geçirmenin ağrısını gecelere saklıyoruz, oysa bu da bize bir çıkar serinlik sağlamıyor. Günü peşin hükümlü yaşamanın ağrısını günden güne kendimizden eksilerek, günden güne azalarak ödüyoruz. Çıkar bir serinlik için bir süzgeçten geçirerek süzmeliyiz günü yoksa bir kendimiz kalmayacak, bu çok sessiz bir şekilde gerçekleşerek her gün bir uzvumuzu kaybetmenin bile farkına varamayacak şekilde ilerleyecek.

Uyku artık, uyku defalarca uyduğumuz o beden şarjı. Zihnimizi kusabileceğimiz rüyalarımız neden olmaz.

Reklamlar

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s