Rahatsız Denemeler II

Adımlarımız, yere yakın duran izlerimiz. Kendimizi sayfa başlarında gizli bir özne gibi tuttuk. Sır gibi. Efsunlu sözlerin şiir gibi bir hareketiyle kendimizi bilinmezin bilinirliliğine taşıdık her cümle ile. Yazma telaşımız belki de bu yüzdendi. Bilinmezliğimizi bilinir kılmak ve rahatsızlığımızı “rahatsız eş ruhlara bildirmek için” koyulduk yola.

Rahatsızdık, yüzümüzden ve ellerimizden sızan tüm sızıntıları kelimelere taşıdık. Aynalardan yüz bulma telaşıyla her gün defalarca yüzümüze baktık, yüz bulma umudu ellerimizle bir şeyleri düzeltmeye yöneltti bizleri.

Ellerimiz, kalemi tutan ve kalemin hakkını nasırlarıyla kavice kavrayan. Yaralarıyla amele, ağrılarıyla beyaz yakalı. Modern dünyada her ne kadar adına “işçi” dense de emekçilere, bizler beden işçiliği kadar yürek ve beyin işçiliği de yapıyorduk ve bizi “amele” vasfıyla niteleyenlere gocunmuyorduk bu yüzden. Kendi zorumuza modernlik cinnetleri içerisinde bir tanım arıyorduk.

Üzerimizde şehrin devasa gökdelenleri yükseliyordu, makineleşen tüm her şeye karşı insan aklının etik yasalara uygunluğuna dair kanaatler besliyorduk. Umutluyduk belki de bu yüzden. Umut çünkü insan kalmanın bir diğer tarafıydı ve insan umutları nispetince bu dünyayı güzelleştirebilirdi. Biz de tüm salahiyet düşünceleri içerisinde bizler için ve tüm insanlık için elzem olan düşünceleri barındırıyorduk. Bu çok açık bir fikir bildirisi olabilir, evet gayet açık bir fikir bildirisidir bu. Sade ve nettir. Çünkü “Sadelik ihtişamdır”.

Cebimizde bombalar patlıyor her gün, arka mahallelerimizde savaşlar yenilgileri büyüten mevsimler çağındayız, dünya bayındırlamadı hala güneşe çok var, felaket senaryoları kaplıyor her yanımızı, çağın Deccali’ni kendisi dikiyor karşısına insanlık, büyük huzursuzluk içerisinde kendi birey olmak kapasitesini kapsamlı bir “hümanist” düşüncesiyle tanrılaştırıyor.

Ben diyor modern zaman insanı. Ben derken başkasını görmezden gelerek, tüm ezilenleri, ezilmişleri, ezilmeye başlayanları, ötekileştiriyor. Oysa kendisi ötekileşiyor, özden kopuşun yansıması oluyor. Ötekileştirirken kendini ötekileştirdiğinin farkında değildir modern insan. Ötekilenen ise aynı kalıyor.

Modern insan, rahatsızlığını gidermek için tıbbın kurtarıcılığına sığınıyor. Ona bir kutsallık atfederek kadim geleneğin “şifa Allah’tandır” ilkesini de yok ediyor. Şifa bu gün artık devasa hastanelerin beş yıldızlı konfora sahip odalarında, tabletlerinde, şuruplarında ve şırıngalarında.

Tıbbın sömürüleştirilmesini anlatan kitabında Ivan Illich “Ağrı deneyimini insanlarla, insanlığımızı paylaşma deneyimimizden bile daha kesin biçimde paylaşırız.” Der, fakat modern insanın ağrıyla uğraşacak zamanı yoktur. Çünkü zaman onun için kutsaldır ve kapitalist düzen içerisinde zamanı daha çok kazanmak için bir araç olarak görmektedir.

Reklamlar

About bilal can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Bölümü öğrencisi. Kitaphaber.com.tr 'nin kurucularından, Kütahya'da ikamet ediyor, çay ocaklarını dolaşıyor, acaip derecede sıkıcı kitaplar okuyor. iletişim: bilalcan7250(@)gmail.com
Bu yazı bilal can, deneme içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s